Whatsapp

Tüm annelere ve anneliği yüreğinde hissedenlere…

Bu hafta güzelliği, estetiği rafa kaldırdık. Bu hafta anneleri, anneliği ve anneliği yüreğinin en derininde hissedenlerin, kutsal annelerimizin gününü, günümüzü kutluyoruz.  Ben de en değerli varlıklarımız olan annelerimizin bu güzel ve anlamlı gününü en içten dileklerimle kutlarım.  Ebediyete intikal etmiş annelerimizin de Mekanları Cennet olsun…

Anneler Günümüz kutlu olsun…

Annelik en meşakkatli, en uzun yol… Bir canı dünyaya getirmek, onun her anına, büyüdüğüne şahitlik etmek mucizelerin en büyüğü.  Çocuğun 40 yaşına gelse de ona için titreyerek bakmak, başına bir şey gelecek diye kaygılanmak acısıyla üzülmek, sevinci ile mutlu olmak, aç mı, tok mu diye düşünmek sanırım bir tek annelere mahsus… Yüce Allahım, canım kızım Güneş ile bana anneliği tattırdığında anneliğin ne olduğunu yaşayarak anlamaya başladım.

 

Anneliği bir yazıya sığdırmak, kelimelerle ifade etmek aslında çok zor. Ancak elimden geldiğince anneliğin benim için ne olduğunu yazmak istedim…

Dünyaya getirmek mi yoksa büyütmek mi? Bence her ikisi de…

Çocuk sahibi olmadan önce annelerimizden en sık duyduğumuz cümlelerden biri “anne olunca anlarsın”, gerçekten de öyleymiş… Daha öncesinde anlam veremediğim, neden böyle dediğim birçok olay anne olduktan sonra anlam kazandı. Kadına bahşedilmiş en büyük hediye “annelik”…  9 ay karnında ilk tekmesine, ilk dönüşüne, büyümesine tanıklık ettiğimiz hamilelik süreci aslında kadını, anne olmaya hazırlayan mucizevi dönem. Doğum anında ilk tanışma, ilk karşılaşma ve yaşadıkça hafızalardan çıkmayan ilk emzirme. Sonrasında uykusuz geceler, ilk diş, emekleme, ilk adım derken kanınızdan canınızdan bir minik mucizenin büyüdüğüne yol arkadaşlığı etmek, onu korumak kollamak, hayata hazırlamak… Ona her baktığınızda içinizin titremesi, işte benim çocuğum diye içinizden geçirmek ve Allah’a şükretmek… Anneliğin özeti sanırım bu… Bazen çok yorulsanız da o yan odada uyuduğunda gidip minik ellerini öpüp, kokusunu içinize çekmek… İki lokma az yemek yediğinde acaba hasta mı olacak diye düşünmek, hastalandığında soğukkanlılığı kaybedip zamanı durdurma ya da hastalık bir an önce gitsin diye zamanı ileriye alma isteği…

Bazen annelerin çalışan ya da çalışmayan daha az daha çok yoruluyor gibi tartışmaları okuyorum, oysa her annenin, her kadının şartlarını kendi içinde değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum. Çünkü her halükarda kadının yükü çok ağır, bence annelik en ağır meslek, çünkü mesaisi 24 saat. Hafta sonu tatili, gecesi gündüzü yok…

Evlat sahibi olabilmek için uğraşan ancak olamayıp, ailesine kurumlardan evlat edinen ya da koruyucu anne olan, annelerimizi de unutmak istemem. Anne olmak bazen sadece dünyaya getirmekle olmuyor. Annelik gönülde başlayıp yine gönülde devam eden duygular üzerine kurulmuş, vicdan ve merhametle inşa edilen, iyilik ve şefkatle yoğrulan yüce bir kavram ve anneliği yüreğinin içinde, en derininde hisseden tüm kadınlarımızın, annelerimizin de gününü kutlarım.

Ve yazıma beni dünyaya getirip, bana vicdanlı, merhametli, sevgi dolu bir insan olmayı öğreten, her zaman arkamda dağ gibi desteğini hissettiğim canım, biricik anneme ve canım eşimin rahmetli biricik annesi, annem, canım kayınvalidemin de anneler gününü son vermek istiyorum. Allah onları başımızdan, dualarını sırtımızdan eksik etmesin.